• Mali ve Finansal Raporlama Paketi
  • Satış ve Pazarlama Stratejileri
  • Fonksiyonel Şirket Yönetimi ve İnsan Kaynakları
  • Üretim ve Hizmet Operasyonları Yönetimi
  • Kâr Arttırma Yöntemleri Tüm Projeler ve Eğitimler
  • Online Destek Projeleri
  • Araştırmacılık herkesin görebildiğini görüp, bunlardan hiç kimsenin düşünemediklerini çıkarmaktır. - Albert S. Gyorgyi
  • Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememeleridir. - Thomas Edison
  • Yalnız işsiz adamlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur. - Sokrates
  • Başarıya ulaşamayanların yüzde doksanı yenilgiye uğramamıştır, sadece pes etmişlerdir. - Paul Mayer
  • Yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden çok daha iyidir. - Peter Marshall
  • Hata değil, çözüm bulun. - Henry Ford
  • İşleriniz iyi gidiyorsa eğitim bütçenizi iki katına çıkarın, kötü gidiyorsa dört katına. - Peters
  • Çağımızın bir özelliği de, araçların kusursuzluğu yanında amaçların belirsizliğidir. - Albert Einstein
  • Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir. - Cicero
  • Başarılı bir takımın bir çok eli ama tek bir beyni vardır. - Bill Bethell
  • Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. - Mevlana
  • Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. - Ziya Paşa
MAKALELER

PLATİN DERGİSİ KAPAĞI: KARLI ÇIKANLAR - KAR ENSTİTÜSÜ GÖRÜŞLERİ

İSO’nun Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi şirketini incelediği araştırmaları reel sektörün dilindeki baklayı çıkardı: Türk şirketlerinin en büyük sorunu kârsızlık. Ancak olumsuzluklara rağmen, çok farklı sektörlerde kârlılığı yakalayan şirketler de var. Onların öykülerinden önemli dersler çıkıyor... 
 
 
 
Son iki ayda Türkiye ekonomisinin gündemini şirketlerin kârsızlık sorunu belirledi. İş dünyası her fırsatta düşen kârlılıkları dile getirse de, bunun ciddi bir sorun olduğunu İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) geçtiğimiz ay açıkladığı ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’ ve ‘Türkiye’nin İkinci Büyük 500 Sanayi Kuruluşu’ araştırmaları rakamlarla ortaya koydu. İlk 500 özel şirketin, 2002’de yüzde 23 düzeyinde olan özsermaye kârlılığı, geçtiğimiz yıl yüzde 12’ye kadar düştü... İkinci 500’de yer alan, küçük ve orta boy işletmelerde bu tablo daha da kötü. Küçük ve orta boy işletmelerde özsermaye kârlılığı, yüzde 13’ler düzeyinden yüzde 6’lara  geriledi. Rakamların da açıkça ortaya koyduğu kârsızlık sorununa çözüm bulmak, küçüklü büyüklü bütün işletmelerin yönetim kurullarının başlıca gündem maddesini oluşturuyor. Kârlılık modelleri, her sektörün iş yapış şekilleri ve pazarın yapısına göre değişiklik gösteriyor. Şirketler de bu dinamikleri dikkate alarak kârsızlık sorununa çözüm bulmaya çalışıyorlar. Örneğin, hazırgiyim ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin önemli bir bölümü toplam üretim kapasitelerini azaltarak, diğer bir deyişle küçülmeye giderek kârlılık düzeylerini korumaya çalışıyorlar. Platin olarak biz de, ekonominin genelinde yaşanan kârsızlık sorununu uzmanların yardımıyla masaya yatırdık. Bu sorunun küresel ekonomiye ve ülke ekonomisine bağlı dışsal nedenlerini, şirketlerin yönetim kararlarından kaynaklanan içsel faktörlerini inceledik, ayrıca hangi sektörlerin daha kârlı çalıştıklarını araştırdık. İşte kârlılık yarışında geri kalmanın nedenleri ve bu yarışta birincilik ipini göğüsleyen şirketlerin vaka analizleri...
 
 
 
 
 
‘Fasondan çık’ mesajı
 
Üç değişkenli kârlılık sorununun birinci ayağını küresel gelişmeler oluşturuyor. Son 10 yılda dünya genelinde ekonominin değer zincirinde radikal değişimler yaşandı. Bu değişim hâlâ devam ediyor. Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde her yıl 100 milyon kişi, işgücüne dahil oluyor. Bu durum, başta tekstil ve hazırgiyim olmak üzere emek yoğun çalışan sektörlerin Uzakdoğu’ya kaymasına neden oldu. Türkiye’de milyonlarca kişinin istihdam edildiği tekstil ve hazırgiyim sektörü, bu gelişmeden oldukça olumsuz etkilendi. Türkiye’de pek çok firmanın fason üretim yapması, üretimin Uzakdoğu’ya kaymasıyla birlikte sektörün tehlike sinyalleri vermesine neden oldu. Ayakta kalmaya çalışan firmalar ise oldukça düşük kâr rakamlarıyla çalışmaya başladılar. Otomotiv ve beyaz eşya üretimi gibi katma değer piramidinin daha ortasında yer alan sektörler ise yüksek işgücü maliyetleri nedeniyle, Doğu Avrupa ve Türkiye gibi gelişmiş ülkelere yakın coğrafyalarda bulunan ülkelere kaydı. Tekstil ve hazırgiyimde sektör durma, fason üreticiler de batma noktasına gelirken, otomotiv ve beyaz eşya sektörleri ise ihracatta rekor düzeyde artışlara imza atıyorlar. Ekonomist Mehmet Altan, Türkiye’nin dış ticaret kompozisyonundaki değişim için şu yorumu yapıyor: “Küresel gelişmeler, Türkiye’ye fason tekstil ve hazırgiyim üretimini terk et, otomotiv üretiminde gücünü artır mesajı verdi.” Şirketlere kârlılıkların artırılması konusunda danışmanlık hizmeti veren Kâr Enstitüsü’nün (KARE)’nin murahhas azası Yekta Gerali, İSO’nun yaptığı araştırmanın sonucunu şöyle değerlendiriyor: “İSO’nun araştırması, ekonomideki sektörel farklılaşmanın da altını çiziyor. Konfeksiyon, tekstil, deri gibi sektörler ilk 500 içerisinde hızla geriliyorlar. 2005 yılında konfeksiyonda üretim yüzde 12 azaldı. Sektörün ihracat artışı yüzde 5.1’de kalırken, 2006 yılının ilk dört ayında bu oran yüzde 10.3’e düştü. Deride ise tesislerin yüzde 40’ı üretimlerini durdurdu, geri kalanlar düşük kapasiteyle çalışıyorlar.” KARE Genel Müdürü Koray Tulgar ise, bu dönemde üretimin lokomotif sektörleri olarak otomotiv, demir-çelik, beyaz eşya, kimya ve plastiğin öne çıktığını savunuyor: “Yüksek sermayenin olduğu bu sektörler, ihracat odaklı çalışıyorlar. İç pazarın alabildiğine bastırılmasıyla ihracat odaklı çalışma, şirketler için ölüm-kalım sorunu haline geldi.”
 
 
 
 
 
Enflasyon düştü, kel göründü...
 
Son üç yılda ekonomideki en önemli gelişmelerden biri de enflasyon oranının düşmesiydi. Koray Tulgar, bu durumun kârlılık sorunuyla ilişkisini şöyle ortaya koyuyor: “Enflasyonun düşmesi, problemi olan şirketleri ortaya çıkardı. Eskiden enflasyon, şirketlerin kârsızlığını örtüyordu. Sürekli yapılan zamlar, işletme içindeki yanlışları kapatırken, bu silâhın ortadan kalkmasıyla işletmelerin gerçek kârlılık rakamları da ortaya çıkmış oldu.” Enflasyonun düşmesi kadar hükümetin izlediği ekonomi politikalarının da şirketlerin genel performansları ve kârlılık düzeyleri üzerinde etkisi var. İSO’nun danışmanlarından, aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özer Ertuna, şirketlerin yaşadığı kârsızlık sorununda başlıca nedenin, 2001 yılından bu yana izlenen ‘yüksek faiz, düşük kur’ politikası olduğunu savunuyor. Özer Ertuna, şu an kârlılık anlamında başarılı işletmelerin genel yapısını şöyle özetliyor: “Başarılı şirketlerin önemli bir bölümü, üretimlerini yurtdışında yapıyorlar veya yoğun şekilde ithal ara malı kullanarak esnek üretim gerçekleştiriyorlar. Ancak, bu strateji bu şirketlerin ciddi düzeyde kur ve faiz riski taşımalarına yol açıyor.” Özer Ertuna’ya göre, bazı şirketler bu ortamda kâr etmeyi başarsa da, ekonominin tamamı için bu durum sürdürülebilir değil. Kısacası gemi batarsa bundan bütün işletmelerin zarar görmesi kaçınılmaz. 
 
 
 
 
 
Sanayici ithal girdiye sarıldı
 
Şirketler kârsızlık sorunuyla boğuşurken, ithal girdi kullanmaktan da çekinmiyorlar. Gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) 2006 yılının Temmuz ayında, ‘Türkiye’de İmalat Sanayinde Firmaların Fiyatlama Davranışı’ adıyla yayınladığı raporda, 2004 yılı itibariyle ithal girdi kullanımının ulaştığı boyutlar çarpıcı bir şekilde görülüyor. Diğer sektörlerle kıyaslandığında elde ettiği yüksek kârlılık oranıyla dikkat çeken otomotiv ve makine imalat sektörleri, aynı zamanda yüksek oranda ithal hammadde ve ara malı kullanımı oranlarıyla da öne çıkan işkolları. Otomotiv sektöründe 100 birimlik toplam maliyetin 47 birimi ithal hammadde ve ara malı kullanımından kaynaklanırken, yerli hammadde ve ara malı kullanımı 32 birimde kalıyor. Bu oranlar, makine imalat sanayinde ithal girdide yüzde 36, yerli girdide ise yüzde 33 olarak gerçekleşiyor. Diğer taraftan, geleneksel olarak yüksek yerli girdi oranıyla tanınan tekstil ve deri sektörlerinde dahi yüksek ithal girdi oranı dikkat çekiyor. Deri ve deri ürünleri sektöründe ithal hammadde ve ara malı kullanımı oranı yüzde 46 iken, yerli girdi kullanımı yüzde 20’de kalıyor. Tekstil ve hazırgiyimde ise yerli girdi oranı yüzde 35, ithal girdi oranı yüzde 27 olarak gerçekleşiyor.
 
 
 
 
 
Madenlerde kâr bulundu
 
Peki bu ortamda hangi sektörler ve segmentlerde kârlılık daha yüksek? Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de madencilik sektörünün son iki yılda atılım içinde olduğu gözleniyor. Geçtiğimiz yıl yüzde 36 ile en yükse özsermaye kârlılığına ulaşan madencilik ve taş ocakçılığı, bu yıl kârlılık oranındaki düşüşe rağmen yine yüzde 31 ile en yüksek özsermaye kârlılığı gerçekleştirdi. Toplam maliyetler içinde hammadde payının yüksekliğiyle dikkat çeken taş ve toprağa dayalı sanayii de madencilik sektöründen sonra en yüksek özsermaye kârlılığına ulaşan faaliyet alanı oldu. Türkiye’de ve dünyada konut sektöründeki yüksek büyüme hızı özellikle çimento sektörünün rekor kâr rakamlarına imza atmasını sağladı. Taş ve toprağa dayalı sanayi kolu altında yer alan bir kategori olması nedeniyle, çimento sanayindeki bu yüksek kârlılıklar, sektörün genel kârlılık ortalamasını da yükseltti. Girdilerinin büyük ölçüde yerli kaynaklardan oluşması, bu sektörün diğerlerine kıyasla daha düşük oranda kur riski taşımasına ve daha fazla ekonomik katma değer yaratmasına yardımcı oluyor.
 
 
 
 
 
İlaçta kârlılıklar artış gösteriyor
 
Yüksek katma değer yaratması nedeniyle ilaç sektörü de son yıllarda küresel ekonomide öne çıkan sektörler arasında yer alıyor. Özellikle İrlanda modeli incelendiğinde bu durum daha net ortaya çıkıyor. Son 10-15 yılda ilaç sektörüne ciddi yatırım yapan ve ihracat ağırlıklı çalışan İrlanda, rekor büyüme ile AB ülkeleri arasında kişi başına düşen milli geliri en yüksek ülke konumuna yerleşti. Bu bile, sektörün ne kadar kârlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İlaç sektöründe kârlığın en yüksek olduğu alanların başında ‘araştırmacı ilaç şirketleri’ kategorisi geliyor. Moleküllerin patent koruması altında olması, araştırmacı ilaç firmalarının fiyat konusunda rahat hareket etmelerine yardımcı oluyor. Türkiye’ye dönecek olursak... Araştırma maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle Türk firmaları sadece geliştirme çalışmaları yapıyor. Türk ilaç firmaları daha ziyade fason, eşdeğer ilaç üretimi ve lisanslı ilaç satışı gerçekleştiriyorlar. Eşdeğer ilaç ve fason ilaç üretimi lisanslı satışlara oranla daha kârlı alanlar. Türk ilaç firmaları bundan birkaç yıl öncesine kadar ortalama yüzde 5 kârlılık oranıyla çalışırken, bu rakam bugün yüzde 10’ların üzerine çıkmış durumda. Sektörde kârlılığın artmasında ilaç fiyatlarının belirlenme sisteminin yenilenmesinin payı büyük. Eskiden Sağlık Bakanlığı ve ilaç firmalarının pazarlıkları sonucu belirlenen fiyatlar, şimdi 5 Avrupa ülkesi baz alınarak netleşiyor. Bu da fiyat karmaşasını ortadan kaldırdığı gibi, kârlılığın artmasına neden oluyor. Öte yandan SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı’na bağlı sigortalıların aynı çatı altında toplanması ve Sağlık Bakanlığı’nın doktorların yazdıkları ilaçlarda eşdeğer ilaçları tercih etmelerini sağlayan düzenlemeleri nedeniyle Türk ilaç firmaları artık daha yüksek kârlılık rakamlarına imza atıyorlar. Bunda kişi başına düşen ilaç harcamasının artması da etkili. 
 
 
 
 
 
Sektör değil, kategori önemli
 
Bu yıl İSO 500 Araştırması’nın sonunda ortaya çıkan bir diğer önemli bulgu da sektörlerin gittikçe kendi içinde kârlılık anlamında kategorilere ayrılmaya başlamasıydı. Her sektör kendi içinde yaratılan ekonomik katma değer ve bunun sonucunda oluşan kârlılık anlamında büyük farklılıklar gösterebiliyor. Örneğin, tek girdisi ucuz işgücü olan fasoncu bir konfeksiyon atölyesiyle, kokmayan çorap üreten bir teknik tekstil şirketi aynı sektör çatısı altında değerlendiriliyor. Oysa bu iki şirketin kârlılıkları arasında çok büyük fark bulunuyor. Bu da, sektörlerin kendi içlerinde yarattıkları ekonomik katma değere göre ayrılması gerektiğini ortaya koyuyor. ARGE Danışmanlık Başkanı Yılmaz Argüden, katma değer ve kârlılık arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor: “Şirketlerin kârlılığı yakalayabilmeleri için öncelikle katma değer yaratabilmeleri, daha sonra da yaratılan katma değerden sağlıklı bir pay alabilmeleri gerekiyor. Maalesef ülkemizde katma değerden daha çok satış miktarına odaklanılıyor ve birçok şirket yeterince katma değer yaratamıyor. Bunun sonucunda da şirketler el değiştirmek zorunda kalıyor.” Türkiye ekonomisine bakıldığında, şirketlerin yarattıkları katma değer açısından kendi içinde en fazla kategoriye ayrılan sektörlerin başında tekstil ve hazırgiyim geliyor. Bu nedenle de sektör içinde şirketlerin kârlılıklarında büyük farklılıklar görülebiliyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkan Yardımcısı Alex Kazancıyan, sektörde artık geçmişte olduğu gibi zoru başarmadan büyük kârlılıklara ulaşılamadığı işaret ettikten sonra, “Tekstil sektöründe en yüksek kârlılık oranları boyahanelerde görülüyor. Türkiye’de henüz pek rastlanılmayan bir alan olan teknik tekstilde de yüksek kârlara ulaşılıyor” diyor. Kazancıyan, hazırgiyim sektöründen ise kârlılık açısından aslan payını ihracatçıların aldığını söylüyor. 2005’in sonuçları dikkate alındığında gıda ve içki sektörü yüzde 17 düzeyinde özsermaye kârlılığı ile tatmin edici kârlılık oranına ulaşan sektörlerden biri olarak göze çarpıyor. Ancak, İSO 500’e giren 94 farklı sektördeki şirketlerin kârlılık düzeyleri büyük farklılıklar gösteriyor. Bu şirketler arasında Unilever, Coca-Cola ve Anadolu Efes Biracılık gibi güçlü markalara sahip işletmeler üstün performanslarıyla dikkat çekiyorlar. Unilever, yüzde 50 oranında özsermaye kârlılığına ulaşırken Coca-Cola da yüzde 20’ye yakın özsermaye kârlılığı yakaladı.